Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, Cumhuriyetin kuruluşunun anahtarı olan Büyük Taarruzu Patronlar Dünyası okurları için kaleme aldı

Kurtuluşun mührü, kuruluşun anahtarı

Büyük Taarruz, Milli Mücadele’nin zaferle taçlanmasını sağlayan son büyük hamledir. Ancak o noktaya kolay gelinmemiştir.

Büyük Taarruz’un anlamını ve önemini doğru kavrayabilmek için Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a adım attığı andan itibaren neler yaptığını ve bu yaptıklarının hangi bağlam içinde anlam kazandığını iyi bilmek gerekir.

Ama meseleyi gerçeğe uygun bir eksene oturtabilmek için şu noktayı akıldan hiç çıkarmamalıyız: Karadeniz bölgesinde gayrimüslim ve Müslüman ahali arasında, Rum ve Türk de diyebiliriz, büyük asayiş sorunları yaşanmaktaydı. İtilaf Devletleri, “Bu sorunu çözün yoksa biz asker çıkararak çözeceğiz” dayatması üzerine Osmanlı Harbiye Nazırlığı Mustafa Kemal Paşa’yı 9. Ordu Müfettişi olarak görevlendirdi.
Samsun’a çıktığında vazifesi bölgede asayişi sağlamaktı ama onun zihninde başka bir tasarım vardı. Önce kurtuluşu sağlamak, mümkün olduğu takdirde yeni bir devlet kurmak…

BÜYÜK STRATEJİ

Kurtuluşu sağlamak konusunda açık ve netti. Kuruluş ise şimdilik bir “millî sır” idi. Millî sır idi çünkü açık etseydi etrafında kimseyi bulamayabilirdi. Oysa o herkesi birleştirmek istiyordu. Bunun için ilk adımı Amasya Bildirgesini Rauf Bey, Ali Fuat Paşa, Karabekir Paşa ve Refet Bey ile birlikte yayımladı. Sözün özü, millet kendi kaderini kendi eline alacaktı…

Kurtuluş için büyük strateji mümkün olan herkesi birleştirmeye dayalıydı. Herkese padişah ve halife de dâhildi. Esasen bu, milleti en geniş ölçüde seferber etmenin ve birlik yaratmanın aracıydı. Esas olan iç cepheyi topyekûn bir savaşa hazırlamaktı zira savaşın en önemli dayanağı milletin kendisi olacaktı. Öyle de oldu. Bunun için millet ile temas edilmeli, uyarılmalı ve teşkilatlanması sağlanmalıydı. Temas ileri gelenlerle yapıldı.

Uyarılmayı kolaylaştıran etken Yunanların İzmir’i işgali oldu. Ege başta olmak üzere protesto sesleri yükseldi ve yayıldı. Ortaya Reddi-İlhak cemiyetleri çıktı ve zamanla Müdafai-Hukuk cemiyetlerine dönüştü. Erzurum ve Sivas kongreleri aracılığıyla kurtuluş için siyasi irade ortaya çıkarıldı. Askeri güç olarak Kuvayı Milliye örgütlendi ve sonrasında düzenli ordu kuruldu. Hedef Yunan ordusunu ülkeden atmaktı. Büyük stratejinin gereği adım adım yapılmaktaydı.

Tabii bu stratejinin bir de dış bacağı vardı. İtilaf kuvvetleri ayrıştırıldı, esas düşman Yunan’dı. İngiltere ve Yunanistan ile geniş cephede mücadele edildi. Suriye ve Irak’taki vatanseverlerle iletişim sürdürüldü. Bu maksatla Afganistan’a, Arnavutluk’a subaylar yollandı. Sovyetler ile işbirliği yapıldı.

YENİ BAŞBUĞ

Müdafai-Hukuk cemiyetleri birleştirildi ve 1919 sonunda Sivas’ta belirlenen Heyeti-Temsiliye Ankara’ya ulaştığında Seymenler Başbuğ’u selamladılar. Artık ülkede iki ayrı otorite vardı ve güneşin doğudan yükselmesi gibi iktidar da doğudan yükselmekteydi. İtilaf kuvvetlerinin 16 Mart 1920’de meclisi basması ve vatanseverleri Malta’ya sürmesi, Meclis’in Ankara’da açılmasına ve siyasi örgütlenmenin tamamlanmasını yardım etti. Sırada düzenli orduya geçiş vardı.

1920 aynı zamanda ülkede iç savaşın yoğun yaşandığı yıldı. Halife orduları büyük zorluklarla Ağustos ayında Mudurnu’dan geriye döndürüldü. Aynı tarihlerde Sevr de İstanbul tarafından onaylandı. Mustafa Kemal, bu iki gelişme üzerine padişahı ihanetle suçladı. Bu, yeni stratejinin ilk adımı oldu.

1920 yılında Doğu Cephesinde girişilen harekât ile İngilizlerin Sovyetlerle Ankara arasına inşa etmeye giriştiği Kafkas Seddi yıkıldı. Ankara için savaş artık iki cepheli hale getirildi.

BAŞKOMUTANLIK YASASI

Yunan ilerlemesi Eskişehir’de durdurulamamış, ordu Ağustos 1921’de Sakarya doğusuna çekilmişti. Çekilme kararı BMM’de büyük tepkiye yol açtı. Bu tepkiler ve tartışmalar hayırlı bir sonuç doğurdu. Mustafa Kemal artık başkomutandı ve Meclis’in savaşa değin her türlü yetkilerine sahip oldu. Topyekûn savaşın en önemli adımı atıldı.

Yunan ordusu çok kanlı muharebelerden sonra Eylül 1921’de Sakarya batısına atıldı ve Eskişehir-Afyonkarahisar hattına çekildi. Ancak Türk ordusunun da gücü zayıflamıştı, etkili olarak takip yapamadı.

TAARRUZ ÖNCESİ

Sakarya Meydan Muharebesinin büyük bir moral olması bir yana, Sovyetler Kars Antlaşmasını imzalayarak Ankara’ya tam olarak güven duyarken, Fransa da Ankara Antlaşmasını imzalayarak Çukurova’yı boşalttı.

Savaş artık Ankara için tek cepheli hale gelmişti. Üstelik Çukurova’nın boşaltılması yeni insan ve ikmal kaynaklarına ulaşmayı mümkün kıldığı gibi Mersin’de deniz kapısı ve Toros demiryollarına sahip olma imkânını doğurdu.

Barış adımları da hiç ıskalanmadı. Ancak barışla Yunan ordusunun Anadolu’dan atılmasının mümkün olmadığı kanısı komuta heyetinde hâkimdi. Bu yüzden savaş hazırlığı kesintisiz olarak sürdürüldü.

Şimdi sırada orduyu yeni görevine hazırlamak vardı. Sakarya’daki yüz bin kişilik orduyu iki yüz bin mevcuda ulaştırmak, donatmak, eğitmek gerekiyordu.

Ama bir sorun vardı. 220. 000 mevcutlu Yunan ordusuna, 200. 000’lik Türk ordusuyla nasıl taarruz edilecek ve başarılı olunacaktı?

RİSKLİ TAARRUZ PLANI

Bu sorun üzerinde komutanlar ve kurmaylar uzun tartışmalar yaptılar. Sonuçta, riskli bir plan üzerinde mutabık kalındı.

Başkomutan bu riskli plana olur verdi. Sorumluluğu da üstlendi.

Başarı birkaç faktörü bir araya getirme becerisiyle mümkündü. Bu beceri, düşmana beklemediği yer ve zamanda olabildiğince büyük bir kuvvetle ve büyük bir süratle taarruz etmeyi; cephesini yarmayı, gerisini kuşatmayı gerektiriyordu. Yani baskın etkisi elde etmekten geçiyordu. Bunun için büyük bir gizlilikle yığınak yapmak ve yığınağın bazı aldatma önlemleriyle örtülmesi gerekiyordu.

Aldatma planı kapsamında verilen izlenime göre Mustafa Kemal Paşa Ankara’da görünüyordu. Fethi Bey Avrupa’da barış arasındaydı. Meclis’te yapılan görüşmelerde “Türk ordusunun taarruz kabiliyeti yoktur” şeklinde 2. Grup üyelerinin dillendirdiği söylem, İtilaf unsurları ve Yunanların aldanmasına katkı sağlamaktaydı.

Tabii birlik intikalleri gece yapıldı. Üç kolordu kadar kuvvet yaya, bir kolordu ise atlı olarak 14-24 Ağustos tarihlerinde Afyonkarahisar güneyine büyük bir gizlilik içinde kaydırıldı. Merkezde 1. Ordu asıl taarruz kuvvetiydi ve tali taarruzu yapacak 2. Ordu oldukça zayıflatıldı. Kuzeyde Kocaeli Grubu yeterli kuvvetten yoksundu. Güneyde ise kuvvet takviyeli bir süvari tümeninden ibaretti.

Başkomutan daha erken yapılmasını arzu etse de hazırlıklar ancak 25 Ağustos’ta bitirilebildi. Taarruz günü 26 Ağustos olarak belirlendi.

Yunan ordusuna karşı öyle bir taarruz planı hazırlanmıştı ki düşmanın sol yanında 40 km genişliğindeki bir kesimde 1’e 3’lük; bu alanın sağ yanında 13 km. genişliğindeki dar alanda 1’e 6’lık kuvvet üstünlüğü sağlandı. Bunun askerlikteki ifadesi sıklet merkezi tesis etmekti. Bu tercih başarının esas kaynağıydı.

DOĞMAKTA OLAN GÜNEŞ

Başarı kaynaklarından bir diğeri ise, Küçük Asya Ordusu Komutanı Hacıanestis cepheye 400 km. uzaktayken; Yüksek Komuta Heyeti olarak nitelendirdiğimiz Başkomutan, Genelkurmay Başkanı ve Batı Cephesi Komutanı’nın esas taarruz bölgesindeki birliklere 7-8 km. uzaklıkta olmaları ve harekâtı, birlikleri adım adım izleyerek yönetmiş olmalarıydı.

26 Ağustos günü taarruz başladığında, Süvari Kolordusu üç tümeniyle Sincanlı ovasına inmişti. Bu, Yunan ordusunun gerisinin kesilmesi demekti. İlk gün çok sınırlı hedefler ele geçirilebildi ancak cephe yarılamadı.

27 Ağustos günü cephenin bir tümenle takviye edilmesiyle sabah erkenden taarruza yeniden girişildi ve süratle yarma gerçekleştirildi. Yunan ordusu da cepheyi bir tümenle takviye etti ama ihtiyatını tam olarak devreye sokma becerisi gösteremedi.

28 ve 29 Ağustos günleri Yunan ordusu geri çekilmeye, Türk ordusu da onu kuşatmaya çalıştı.
Sonuçta 30 Ağustos sabahı erken saatlerde İsmet Paşa’nın önüne konulan durum haritası Yunan ordusunun Çalköy istikametinde çekilen kuvvetlerinin kuşatılarak imha edilebileceğini işaret etmekteydi. Hemen toplandılar.

Kendi ifadeleriyle durum, “Türk’ün gerçek kurtuluş güneşinin doğmakta olduğuna” işaret etmekteydi. Hiç vakit kaybedilmedi.

Taarruz emri yazıldı. Fevzi Paşa kuzeye 2. Ordu ve 5. Süvari Kolordusu bölgesine, Başkomutan da batıya doğru 1. Ordu bölgesine giderek emri bizzat ilgili komutanlara verdiler. Fevzi Paşa Süvari Kolordu Komutanı Fahrettin Paşa’nın yanına geldiğinde kendisini sıtma nöbetiyle kıvranırken buldu. Müteakip harekâtı konuştular ancak üç süvari tümeni de çember bölgesinin daha batısına daha önce hareket etmişlerdi.

Yunan ordusu Aslıhanlar bölgesinde çembere alınsa da Kızıltaş Deresi bölgesinde birkaç km. genişliğinde bir bölge kapatılamadı. Torbanın ağzı tam olarak büzülemedi çünkü süvari tümenleri erkenden bu bölgenin ilerisine geçmiş, bazı birlikler de gecikmişti.

SONUÇ

Gece yarısına kadar süren çarpışmalar sonucu, Yunan ordusu, kaçan unsurları hariç imha ve/veya esir edildi. İmhadan kurtulan Yunan kuvvetlerinin önemli bir bölümü de takip harekâtı boyunca yapılan muharebelerle esir veya imha edildi.

31 Ağustos günü muharebe sahasını gezen Mustafa Kemal Paşa’nın gördüğü manzara karşısında üzüldüğü bilinmektedir. O gün İzmir ve Bursa istikametlerinde takip harekâtının nasıl yapılacağına karar verildi.

1 Eylül günü Başkomutan Türk ordusuna tarihi emrini verdi: “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir! İleri!”
Türk ordusu kahraman süvarileri önde olmak üzere 9 Eylül’de İzmir’e girdi. 16 Eylül itibariyle en son düşman askeri Çeşme’den ayrıldı. 18 Eylül günü de Kapıdağ Yarımadasındaki Yunan askerleri son gemiye bindiler. O gün Anadolu’nun işgalden arındırıldığı gündür.

Büyük Taarruz, her yönüyle muhakeme edilmiş, ayrıntılı planlanmış, titizlikle uygulanmıştır; Kurtuluş Savaşı’nın final muharebesidir. Anadolu ve Trakya’nın işgalden kurtulmasını sağladığı gibi daha sonra atılacak kuruluş adımları için de Gazi Mustafa Kemal’e gerekli zemini sağlamıştır.

Büyük Taarruz (Ahmet Yavuz, Cumhuriyet Kitapları, 1922) kitabında belirttiğim gibi “Kurtuluşun mührü ve kuruluşun anahtarı” özelliği taşır. O mühür vurulmuş, anahtar kilide sokulmuştur: Bağımsız yeni ülke, Türkiye’ye atılan büyük adım…

Milleti birleştirerek yaratanlara ve yaşatanlara minnetle…

Ahmet Yavuz

patronlardunyasi.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir